Çocuklarınızla ilişkiniz nasıl? İyi bir şair olduğunuz kadar iyi bir baba olduğunuzu söyleyebilir miyiz?
Ahmet Haşim, “Benim ömrüm bir ateşti” demiş ya; ben de “Benim ömrüm bir çocuktu” diyorum. Buna rağmen, benden iyi bir baba çıkmamış olabilir. Fakat hanımım çok iyi bir annedir.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Biz hâlâ eski usulleri devam ettiren bir aileyiz. Köyden düzenli olarak yiyecek şeyler gelir. Daha düne kadar, çıramız bile köyden geliyordu.
Şöyle bir şey: Annem, evin bereketi kaçmasın diye çırpınır durur, çocuk aklımıza bir sürü şey sokmaya çalışırdı. Bazen yüksek sesle, bazen de bir sır veriyormuş gibi sessizce, bizi daima uyarırdı. Dünyaya bu iş için gelmiş gibi bir hali vardı.
Yüzümüzü yıkamadan mutfağa girer veya sofraya oturursak, evin bereketi kaçardı.
Küçük suyumuzu ayakta dökersek, evimize melekler girmezdi.
Yemeği sol elle yersek, yediklerimiz bize yaramazdı.
Suyu sol elle içersek, aziz olmazdı. Şifa da…
Yemeği önümüzden yemezsek, tadını alamazdık.
Yemeğe başlamadan önce besmele çekmezsek, karnımız hiç doymazdı.
Tabağımızda yemek bırakırsak ya da bir parça ekmek, bütün bunlar arkamızdan ağlardı.
Eve ayakkabılarımızla girersek, sokağın bütün kirini eve getirmiş olurduk. Tabii şeytanı da…
Namazlarımızı kılmazsak, başımızdan musibet eksik olmazdı.
Yalan söyler ya da hırsızlık yaparsak, Allah bize çok kızardı.
Evde hep böyle şeyler konuşulur ve tembihlenirdi. Bütün bu uyarıların bize ne kadar kıymetli bir altyapı kazandırdığını çok sonradan fark ettim. Buna karşılık, Sünni olduğumu Aleviler sayesinde öğrenmiş bir insandım. Orucu, namazı ve bütün incelikleri biliyor, fakat Sünni olduğumu bilmiyordum. Mesela bazı görgü kurallarının İslam'a aykırı olduğunu daha o yaşlarda keşfetmiştim. Yemeğin sol elle yenmesi gibi…
Şimdi aynı şeyleri, hanımla birlikte çocuklarımıza uyguluyoruz.